Kıyafet Üzerinden, Bitmeyen Bir Hesaplaşma

Kıyafet Üzerinden, Bitmeyen Bir Hesaplaşma

Son günlerde Eskişehir’in Mihalgazi Belediye Başkanı Sayın Zeynep Güneş’in, başörtüsü ve yöresel kıyafeti nedeniyle sosyal medyada hedef alınması, açıkçası beni derinden yaraladı. Çünkü bu saldırı, sadece bir belediye başkanına yöneltilmiş basit bir eleştiriden ibaret değildir. Bu tutum, Türkiye’nin hafızasında derin yaralar açmış bir zihniyetin hala diri olduğunu gösteren ibretlik bir örnektir.

Hele ki bu söylemlerin, kurucusu bir kadın olan bir partinin temsilcisi tarafından dile getirilmiş olması, meseleyi çok daha düşündürücü bir noktaya taşımaktadır. Yapılan paylaşımı gördüğümde zihnim beni istemsizce 28 Şubat öncesine götürdü. O karanlık günlerde başörtülü kızlarımız üniversite kapılarından çevriliyor, annelerimiz hastanelerde başındaki örtü sebebiyle sağlık hizmeti alamıyor, evladını askere gönderen analar, oğullarının yemin törenine alınmıyordu. “Bu utanç dolu günler geride kaldı” derken, bugün Sayın Zeynep Güneş’e yöneltilen bu hakaretler, aslında hesabın tam kapanmadığını göstermektedir.

Seçim dönemlerinde bastırılan duyguların, sözde demokratik söylemlerin ve takiyenin bir kenara bırakılıp gerçek niyetlerin açığa çıkması, bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Yetki ellerine geçtiğinde bu zihniyetin neler yapabileceğini tahmin etmek hiç de zor değildir. Neyse ki İYİ Parti yönetimi, söz konusu kişi hakkında disiplin süreci başlatıldığını ve partiden ihraç edileceğini kamuoyuna duyurarak doğru bir adım atmıştır. Bu tavır, en azından yapılan yanlışa sessiz kalınmadığını göstermesi açısından önemlidir.

Şimdi açık ve net bir soru sormak gerekiyor: Eskişehir’in Mihalgazi Belediye Başkanı Sayın Zeynep Güneş’in giyim tarzı kimi, neyi rahatsız etmektedir? Giydiği kıyafet, o bölgenin yöresel kıyafetidir. Aynı zamanda Müslüman bir kadın olarak inancının gereği tercih ettiği bir yaşam biçiminin yansımasıdır. Bir kadını, sadece başındaki örtü ya da üzerindeki şalvar üzerinden küçümsemek; çağdaşlık, laiklik ya da modernlik değil, düpedüz ötekileştirmedir.

Bu noktada şahsi bir tecrübemi paylaşmak isterim. Eşimle birlikte yıllardır basın mensubu olarak çalışıyoruz. Hatta çoğu zaman patronum olan eşim Asiye Soytürk ile pek çok organizasyona, toplantıya ve siyasi programa katılıyoruz. Bunlardan birinde, bir siyasi partinin sabah kahvaltısına basın mensubu olarak davet edildik. Davete icabet ettik, bir masaya oturduk ve kahvaltımızı yapmaya başladık. Ancak o esnada, özellikle bazı kadınların eşime yönelik bakışlarından rahatsız edici bir durum olduğunu hissettik. Fısıltılarla “Bunun burada ne işi var?” denildiğini, hatta içlerinden birinin “Bu kim ki böyle bir yere gelmiş?” diyecek kadar ileri gittiğini gördük.

Eşim doğal olarak incindi. Ben de “Duyma, biz işimizi yapalım ve gidelim” dedim. Ardından eşime şunu söyledim: “Hazırlığını bitirince, sırayla oradaki protokolün en üstünden başlayarak herkesi davet et ve sorularını sor.” Eşim, genel başkan yardımcısından başlayarak orada bulunan tüm yetkililere son derece donanımlı, net ve yerinde sorular yöneltti. İşte o an, az önce küçümseyici bakışlar atanların başlarını öne eğdiğini gördüm.

Eşim o gün, kimseye bağırmadan, kimseyi incitmeden ama çok güçlü bir mesaj verdi:
“Giydiğin elbise seni bir yere taşıyabilir; ama kimseyi küçük görme hakkını sana vermez.”

Bugün gelinen noktada, bir kadına sırf giyimi üzerinden hakaret edilmesi asla kabul edilemez. Metropollerde pazar kahvaltıları için yüksek meblağlar harcayanlar, o sofraya gelen tereyağını yapan, peyniri üreten, tarlada çalışan, ahırda emek veren annelere, ablalara ve onların giyim kuşamına hakaret etme hakkını kendilerinde nasıl görebiliyorlar?

Siyaset meydanlarında oy isterken başörtülü ablalardan medet umanlar; iş küçümsemeye gelince “şalvarlı”, “köylü”, “geri kalmış” gibi ifadelerle insanları ötekileştiriyor. Oysa unutulmaması gereken bir gerçek var: Bu ülkenin asli unsuru, başörtülü ya da başı açık tüm kadınlardır. Ve bir kadının değeri, ne giydiğiyle değil; ürettiğiyle, duruşuyla ve emeğiyle ölçülür.

Unutmayın; insanları inancı, kıyafeti ve yaşam tarzı üzerinden yargılayan bu zihniyet, er ya da geç kendi karanlığında boğulmaya mahkumdur.

 

Selam ve Dua İle…

11 Şubat 2026 Çarşamba

Exit mobile version