Bundan 29 yıl önceydi. Ankara’nın Sincan ilçesinde tanklar yürüdü. Bu görüntüler, sadece bir ilçede yaşanan askeri hareketlilik değildi; bir dönemin yönünü belirleyen sembolik bir müdahalenin işaretiydi. Üniversitelerde başörtüsüyle eğitim görmek engellendi. Kamu kurumlarında inancı gereği örtünen kadınlar ve sakallı erkekler görevlerinden uzaklaştırıldı. İnsanların inançları ve yaşam biçimleri nedeniyle fişlendiği, ayrıştırıldığı günlerden söz ediyorum.
Benim için kara günlerin başlangıcı diyemem; çünkü benim imtihanım daha önce başlamıştı. 28 Şubat süreci, askerlik yaptığım döneme denk gelmişti…
Kanal 7’de görev yapmış bir gazeteci ve Refah Partisi’nde görev almış biri olarak askerdeydim. Ülke 28 Şubat’a doğru giderken İzmir Bornova da acemi birliğim bitmiş, usta birliğim için Kütahya Jandarma Komutanlığı’na gönderilmiştim. Üst devreler tarafından mesleğim gereği fotoğrafçı olarak askeri gazinoda görevlendirmek istediler. Bir gün rütbesini hala bilmediğim yıldızlı bir komutan ismimi okuyarak öne çıkmamı istedi.
“Soytürk’ün dosyasını getirin” emriyle gelen dosyada, cennet mekan dönemin Başbakanı, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocam ve Refah Partisi ile temaslarıma dair bilgiler yer alıyordu. Erbakan hocamla aynı ortamda bulunmam, dönemin bakanlarıyla yaptığım röportajlar, 1994 İstanbul seçimlerinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan için Zeytinburnu ve Merter hattında yürüttüğüm çalışmalar tek tek sıralandı. Ardından hakaretler, suçlamalar, baskı…
Büyüklerimizin “Asker ocağı peygamber ocağıdır” sözüyle büyümüştük. O gün yaşadıklarım, bu sözün herkes için aynı anlamı taşımadığını gösterdi. 20 yıl boyunca gözü gibi baktığı evladının asker yemin törenlerine alınmayan Başörtülü Anneler, sakallı babaların gözyaşları hafızalarımızda tazeliğini koruyor. 28 Şubat sürecinde yalnızca askeriyede değil, toplumun her alanında derin kırılmalar yaşandı.
İmam Hatip Liselerinin Orta kısımları kapatıldı, meslek liselerine uygulanan katsayı düzenlemesiyle milyonlarca gencin üniversiteye girişi zorlaştırıldı. Kamu kurumlarında “irtica ile mücadele” adı altında memurlar hakkında soruşturmalar açıldı, binlerce kişi görevinden uzaklaştırıldı. Medyada tek tip bir dil hakim kılındı; farklı düşünenler hedef gösterildi.
Sermaye dünyasında dahi ayrımcılık yapıldı. “Yeşil sermaye” olarak damgalanan şirketlere karşı boykot listeleri hazırlandı. İnancını kamusal alanda yaşamak isteyen insanlar sosyal baskıya maruz bırakıldı. Bir neslin hafızasında iz bırakan bu uygulamalar, sadece siyasi bir müdahale değil; toplumsal mühendislik süreci olarak da yaşandı.
28 Şubat süreci sonrası yaşananların hala hafızalarımızda tazeyken bugün gelinen noktada bir kesimin Ogünlerin özlemini taşıdığı aşıkardır.
O dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında başörtülü Milletvekili Merve Kavakçı’ya yapılanlar hafızalardadır. Meclis kürsüsünden yükselen tepkiler, aslında toplumda oluşturulmak istenen iklimin açık bir yansımasıydı.
Bugün geldiğimiz noktada, geçmişte yaşanan bu ayrımcı uygulamaların büyük ölçüde sona erdiğini görmek önemlidir. Askeriyede, kamu kurumlarında ve eğitim hayatında inancı nedeniyle sistematik baskıların ortadan kalkması, uzun yıllar verilen mücadelenin sonucudur. Bu değişimlerin gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın ortaya koyduğu “Yeniden Büyük Türkiye” “Yeniden Büyük Dünya” idealinin pek çok alanda karşılık bulduğunu görüyoruz. Onun vizyonu, yalnızca bir siyasî hareket değil; aynı zamanda bir medeniyet tasavvuruydu.
28 Şubat ile bu vizyona darbe vurmak isteyenlerin isimleri zamanla silinirken, büyük dava adamı Erbakan hocamızın hatırası milletin gönlünde yaşamaya devam etmektedir. Vefat yıl dönümünde kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun.
Selam ve Dua İle…
28 Şubat 2026 Cumartesi
