Hakikat, kimden gelirse gelsin dinlenilmeyi hak eder. Asıl mesele onu kimin söylediği değil, Onu duymaya hazır bir zihnin varlığıdır. Çünkü hakikatin kıymeti dilde değil; kulakta ve zihindedir. Hazır olmayan bir zihin için hakikat, sadece bir sestir.
Kâfir güçlü olduğu için değil, Müslümanlar zayıf olduğu için bu tablo oluşuyor.
Birini sevmiyor olabilirsiniz. Onunla aynı fikirde olmayabilir, hatta tamamen zıt görüşlere sahip olabilirsiniz. Ancak bu durum, o kişinin söylediği her söze refleksle karşı çıkmanız gerektiği anlamına gelmez. Hakikat, kimden gelirse gelsin, dinlenmeyi ve ciddiyetle değerlendirilmeyi hak eder. Ne yazık ki tarih boyunca hakikati dile getirenler pek hoş karşılanmamıştır. Bu nedenle bu kısa girizgâhla sözlerime devam ediyorum.
Dr. Altay Cem Meriç’in yaklaşık on gün önce kendi YouTube kanalında yayımladığı “Medyada Neden Yoksunuz?” başlıklı video ve ardından gelen “Medyada Kimler Var?”, “Muhbirler”, “Beş Benzemez” gibi içerikler; Türkiye’de dış odaklarla ilişkili olduğu iddia edilen, kamuoyunu yönlendirmeye dönük bazı 5. kol faaliyetlerini gözler önüne serdi. Meriç yalnızca eleştirmekle kalmadı; örneklerle, isimlerle ve belgelerle konuştu.
Benim asıl değinmek istediğim nokta ise Meriç’in bahsettiği, Celal Şengör’ün bir tweet’ine dair çektiği videonun çok izlenmesine rağmen medyada yer bulamayışı hakkında çalışma arkadaşının “Abi, neden hâlâ kimse haber yapmıyor?” sorusuna verdiği şu cevap:
“Müslümanların medyasındaki ağabeyler, ‘Altay’ı biri yiyecek mi, parçalayacak mı?’ diye bekliyor. Kazanan belli olunca herkes haber yapar.”
Nitekim yine Meriç’in dediği gibi oldu. Son günlerde tablo netleşince “Bizim mahalle”nin medyatik isimleri bir anda saf tutmaya başladı. Manşetler atıldı, paylaşımlar yapıldı, taraflar belli oldu. Ancak bu süreçte ciddi bir öz eleştiri ortaya konduğunu söylemek zor. Odak yalnızca 5. kol faaliyetlerine çevrildi; Müslüman medyanın yıllardır süren edilgenliği ise yine görmezden gelindi.
Oysa bu faaliyetler yeni değildi. Yıllardır biliniyordu. Değişen tek şey, Meriç gibi sağına soluna bakmadan “Ben varım ağabey” diyerek risk alan birinin ortaya çıkmasıydı. Tehditlere, baskılara ve yalnızlığa rağmen konuştu. Cesurca durdu. Peki Müslüman medya ne yaptı? Sonucu bekledi. Kazananı gördü. Ondan sonra konuştu.
Oysa yapılması gereken, bu cesaretin arkasında durmak ve yöneltilen haklı özeleştiriyi ciddiyetle ele almaktı. Eğer Müslüman iş insanları 5. kol faaliyetlerine karşı güçlü bir medya ajansı kuracak vizyonu ortaya koyabilseydi, eğer bu yapı mahallemizin kanaat önderleri tarafından desteklenseydi; bugün algı operasyonlarına karşı çok daha dirençli bir zemine sahip olurduk.
Ne yazık ki tablo bunun tam tersi. Destek olmak yerine köstek olunuyor. Kurulan yapılar güçlendirilmiyor. Yeni girenler sahiplenilmiyor. Yıllar önce “Milli İslami Medya Organizasyonu ve Sanat Akademisi (MİMOSA)” için kapısını çalmadığımız iş insanı, dernek, vekil, sanatçı kalmadı. Herkes övdü, alkışladı, “Çok güzel bir proje” dedi. Ancak iş somut desteğe gelince ortada kimse kalmadı.
2021 yılında 5. kol faaliyetlerini konu alan “Kukla” adlı dizi film projem için de bir Allah’ın kulundan somut bir destek göremedim.
Ne yazık ki bazı çevrelerde Müslümanın dünya ile ilişkisi, kör bir bağlılığa dönüşebiliyor: çıkarcı, eleştirisiz, sorgusuz, plansız ve güvensiz.
Sonuç ortada.
Bu yüzden ben hep şunu söylüyorum: “Kâfir güçlü olduğu için değil, Müslümanlar zayıf olduğu için bu tablo oluşuyor.”
