Küresel Siyonist Planlar ve İslam Ümmetinin Geleceği: Üç Asırlık Hedefler ve Çocuklarımızın İdealleri

Küresel Siyonist Planlar ve İslam Ümmetinin Geleceği Üç Asırlık Hedefler ve Çocuklarımızın İdealleri

 Üç asır önce örülmeye başlanan Siyonist proje, dünya savaşlarıyla şekillenerek Büyük İsrail hedefine ulaşmayı amaçlıyor. Binlerce ajan yetiştiren bu sistemin karşısında, İslam ümmeti çocuklarını hangi ideallerle büyütüyor? Sigortalı meslek safsatasıyla yetiştirilen nesiller, geleceğimizi bekleyen büyük dönüşüme hazır mı?

 

Dünyanın dört bir yanına sürgün edilmiş Yahudileri, vaat edilmiş topraklarda, yani Arz-ı Mev‘ûd’da bir araya getirebilmek için öncelikle bölgedeki Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bu amaca ulaşmanın yolu, diğer büyük imparatorlukları da içine çekecek bir dünya savaşının çıkmasından geçiyordu. Nitekim I. Dünya Savaşı tam da bu hedefler doğrultusunda tetiklendi. Savaş sonunda imparatorluklar yıkıldı, yerlerine ulus devletler kuruldu. Bu durum, yeterli nüfus çoğunluğuna ulaşılması hâlinde İsrail Devleti’nin de kurulabileceği anlamına geliyordu. Fakat o dönemde Filistin topraklarında henüz yeterli sayıda Yahudi bulunmuyordu. Avrupa başta olmak üzere dünyanın farklı bölgelerine dağılmış Yahudilerin bir şekilde Filistin’e göç etmesi gerekiyordu. Bu amaçla II. Dünya Savaşı çıkarıldı ve neticesinde 1948 yılında İsrail Devleti resmen kuruldu.

 

Ancak hedeflenen, Arz-ı Mev‘ûd’un tamamı üzerinde büyük bir Yahudi devleti inşa etmekti. Bunun gerçekleşmesi için son aşama ise III. Dünya Savaşı’nın başlatılmasıydı. Bu süreç, 2003’te Irak’ın işgaliyle ilk adımını attı; 2010’da Arap Baharı ile ivme kazandı. 7 Ekim 2023’te yaşananlar ise artık niyetlerin perdesizce, tüm dünyanın gözü önünde sergilendiği bir vahşet tablosu sundu. Ve nihayet 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik saldırı, küresel çapta bir savaşı kaçınılmaz kılıyordu.

 

Üç asır evvel sessiz sedasız örülmeye başlanan bu planlar, 20. yüzyılın eşiğinde Theodor Herzl’in öncülüğünde “Siyonizm” adıyla dünyaya haykırıldı. 1917’de ise Balfour Deklarasyonu ile bu hayal, büyük devletlerin himaye ettiği bir vaade dönüştü.

 

Yahudiler, Arz-ı Mev‘ûd idealinin gerçekleşmesi uğruna tarih boyunca binlerce ajan yetiştirdi; kimini doğrudan seçip görevlendirdi, kimini ise daha kundaktayken alınıp çocuk yaştan itibaren bu idealin sadık neferleri olarak hazırladı. Bu isimlerden bazıları şunlardır: Karl Marx, Friedrich Engels, Vladimir Lenin, Winston Churchill, Joseph Stalin, Leon Troçki, Franklin D. Roosevelt, Benito Mussolini, Chiang Kai-shek, Lawrence, Adolf Hitler, Josip Broz Tito, Francisco Franco, Mao Zedong, Georgy Zhukov, Hideki Tojo, Enver Hoca ve daha niceleri…

 

Özetle, Büyük İsrail Devleti’ni kurma idealinin izlediği yol haritası şu şekilde belirlendi:

  1. Dünya Savaşı ile imparatorluklar yıkıldı, bölgedeki hâkim güç ortadan kaldırıldı;
  2. Dünya Savaşı ile gerekli nüfus çoğunluğu sağlandı ve İsrail Devleti kuruldu;

III. Dünya Savaşı ise Arz-ı Mev‘ûd topraklarının tamamında Büyük İsrail idealini gerçekleştirmek üzere başlatıldı.

 

Yahudiler, binlerce yıllık sapkın ritüelleri ve bozgunculukları sebebiyle uğradıkları her coğrafyadan kovulmuş, en nihayetinde Ademoğlu’na karşı besledikleri derin kinle, üç asırdır dünyayı kana bulayarak Arz-ı Mev‘ûd hayalini gerçekleştirmeye çalışan bir hareket hâline geldiler. Bu uğurda henüz kundaktayken seçip yetiştirdikleri binlerce ajana sahip oldular. Bugün hâlâ, gelecekte de görevleri, planları ve projeleriyle doğrudan ya da dolaylı olarak Yahudilere hizmet edecek şekilde yetiştirilen ya da yetiştirilecek binlerce ajan bulunmaktadır.

 

Peki bunlar bu denli azimle, inatla ve sistemli bir şekilde çalışırken, İslam ümmetinin geleceğini temsil eden çocuklar hangi idealler, hangi plan ve projeler üzere yetiştiriliyor? Hangi ufukla büyüyor, hangi davanın neferleri olarak hazırlanıyorlar?

 

Bu soru, bir milletin ve ümmetin geleceğine dair en hayati meseleyi sorguluyor.

 

Tarih boyunca bir dava uğruna nesillerini adamış, onları beşikten mezara kadar belirli bir hedef doğrultusunda yoğuranlar, bugün dünyanın kaderinde söz sahibiyse; bunun karşısında, sadece bireysel menfaat, maddi güvence ve tüketim odaklı ideallerle büyütülen nesillerin akıbeti, açık bir tehlikedir.

 

İslam ümmetinin çocukları, maalesef uzun yıllardır “iyi bir okul kazan, iyi bir meslek sahibi ol, çok para kazan, rahat bir hayat yaşa” şeklinde özetlenebilecek dar bir perspektife hapsedildi. Bu anlayış, bireyi kurtarır gibi görünse de ümmetin topyekûn varlığını, davasını ve geleceğini yok sayan bir körlüktür.

 

Oysa çocuklarımız;

Sadece bir meslek sahibi olmak için değil, üzerlerine düşen medeniyet sorumluluğunu taşımak için yetiştirilmelidir.

Sadece sigortalı bir işte çalışmak için değil, zalime karşı durup mazlumu savunacak bir şuur ile büyütülmelidir.

Sadece bireysel başarı için değil, ülkesinin ve ümmetinin ufkunu açacak projelerin mimarı olabilmek için hazırlanmalıdır.

 

Bugün doğan bir bebek, belki de 2100 yılının dünyasını şekillendirecek büyük planların uygulayıcısı olarak yetiştiriliyorsa, bizim çocuklarımız için 2100 vizyonumuz ne? Onları hangi küllî dava etrafında topluyoruz? Hangi ufukla büyütüyoruz?

 

Unutulmamalıdır ki:

Bir ümmet, geleceğini ancak yetiştirdiği nesiller kadar inşa edebilir. Eğer nesillerimizi sadece dünyalık hesaplarla, garanti mesleklerle, konfor odaklı hayallerle yetiştirirsek; onları, tarihin akışını değiştirecek büyük badirelere karşı hazırlıksız bırakırız. Çocuklarımızın zihnini ve gönlünü inşa etmek, onlara bir davanın neferi olma şuurunu aşılamak, sadece bir tercih değil, bir varoluş mücadelesidir.

 

Bu sebeple, “Çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz?” sorusu, bir toplumun kendine sorabileceği en kritik sorudur. Eğer onları, vahye dayalı bir ahlak, insanlığa faydalı olma bilinci ve adaleti tesis etme ideali etrafında toplayamazsak, onları başkalarının planlarının parçası olmaktan kurtaramayız.

 

Vesselam.

 

İstanbul, 6 Mart 2026

Film Yönetmeni ve Yazar

Muhammed Bozbey

Exit mobile version