Türkiye’nin Bölgesel Barış ve Güç Diplomasisi: Erdoğan’ın Mısır ve Arabistan Gezisi

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın

Dış politika, yalnızca devletler arası protokollerden ibaret değildir. Asıl mesele; doğru zamanda, doğru adımları atabilmek ve geçmişten gelen kırılmaları geleceğe yük olmaktan çıkarabilmektir. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ve Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ziyaretler, işte tam da bu anlayışın somut bir göstergesi olarak tarihe geçmiştir.

Uzun yıllar boyunca inişli çıkışlı bir seyir izleyen Türkiye–Mısır ilişkilerinin yeniden normalleşme sürecine girmesi, sadece iki ülke adına değil, tüm Orta Doğu coğrafyası adına önemli bir gelişmedir. Kahire’de verilen mesajlar, geçmişe takılı kalmadan, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde yeni bir sayfanın açıldığını göstermiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ziyareti, diplomatik cesaretin ve devlet aklının birleştiği bir noktayı temsil etmektedir.

Mısır, Afrika’nın ve Arap dünyasının en önemli ülkelerinden biridir. Türkiye ile Mısır arasında kurulacak güçlü bir iş birliği; Doğu Akdeniz’den ticarete, enerji güvenliğinden bölgesel istikrara kadar birçok alanda dengeleri olumlu yönde etkileyecektir. Erdoğan’ın ziyaret sırasında verdiği “kazan-kazan” vurgusu, Türkiye’nin bölgede hegemonya değil, ortaklık arayışında olduğunun açık bir ifadesidir.

Bu diplomatik açılımın devamı niteliğindeki Suudi Arabistan ziyareti ise Türkiye’nin Körfez politikası açısından son derece stratejik bir adımdır. Riyad’da gerçekleştirilen temaslar, ekonomik, siyasi ve savunma alanlarında yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Özellikle ticaret hacminin artırılması, karşılıklı yatırımların teşvik edilmesi ve bölgesel krizlere ortak çözümler üretilmesi yönündeki irade, ziyaretin en dikkat çekici başlıkları arasında yer almıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan temasları, aynı zamanda İslam dünyasının ortak meselelerine dair güçlü mesajlar içermiştir. Filistin meselesi başta olmak üzere, Gazze’de yaşanan insanlık dramına karşı İslam ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerektiği vurgusu, bu ziyaretin vicdani boyutunu da ortaya koymuştur. Türkiye’nin bu konudaki kararlı duruşu, Suudi Arabistan ile kurulan diyalog sayesinde daha geniş bir etki alanına taşınmaktadır.

Her iki ziyaretin de ortak noktası şudur: Türkiye, artık krizleri uzaktan izleyen değil; çözümün parçası olan bir ülkedir. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde izlenen dış politika, “kırgınlıkların diplomasisi” yerine “geleceğin diplomasisini” öncelemektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’yi bölgesel yalnızlıktan çıkarıp, merkez ülke konumuna taşımaktadır.

Mısır ve Suudi Arabistan ziyaretleri, aynı zamanda Türkiye ekonomisi açısından da önemli kazanımlar barındırmaktadır. Yeni ticaret anlaşmaları, yatırım fırsatları ve karşılıklı iş birliği projeleri, sadece bugünü değil, yarını da planlayan bir vizyonun ürünüdür. Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen bu temaslar, Türkiye’nin ekonomik diplomaside de ne kadar etkin bir aktör olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; bu ziyaretler birer “rutin devlet gezisi” olmanın çok ötesindedir. Bunlar, Türkiye’nin bölgesel barışa, istikrara ve ortak akla verdiği önemin güçlü birer yansımasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zor olanı tercih etmiş; konuşulması zor olan konuları masaya yatırmış ve diyaloğun kapılarını ardına kadar açmıştır.

Bugün Orta Doğu’da yeni bir denge arayışı varsa, Türkiye bu denklemin tam merkezindedir. Mısır ve Suudi Arabistan ile kurulan bu yeni ilişki zemini, sadece diplomatik başarı değil; aynı zamanda tarihi bir sorumluluğun yerine getirilmesidir.

Ve net bir gerçek var ki:
Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde, bölgesinde kavga eden değil; barışı inşa eden bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

 

Selam ve Dua İle…

05 Şubat 2026

Exit mobile version