Türkiye’de her geçen gün yeni bir şiddet haberi gündeme gelirken, kamuoyunda “idam geri gelsin mi?” sorusu da zaman zaman yeniden tartışılıyor. Resmi veriler, şiddetin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele olduğunu ortaya koyuyor. Peki çözüm daha ağır cezalar mı, yoksa suçu doğuran nedenlerle yüzleşmek mi?
Gün geçmiyor ki bir annenin, bir babanın ya da bir çocuğun yaşadığı acı Türkiye’nin gündemine yansımasın. Televizyon ekranlarında, haber sitelerinde ve sosyal medyada farklı şehirlerden benzer haberlerle karşılaşıyoruz. İsimler ve yerler değişse de geride kalanların yaşadığı üzüntü aynı kalıyor.
Toplum olarak sormamız gereken temel soru şu: Bu şiddet döngüsünü nasıl durdurabiliriz?
Türkiye’de işlenen cinayetlere dair resmi veriler, meselenin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda derin bir toplumsal sorun olduğunu gösteriyor. Emniyet Genel Müdürlüğü ve TÜİK tarafından paylaşılan istatistikler; nüfus artışı, sosyal sorunlar, madde bağımlılığı ve aile içi şiddet gibi faktörlerin suç oranlarını etkileyen önemli unsurlar arasında yer aldığını ortaya koyuyor.
Resmi kaynaklara göre, son yıllarda her yıl çok sayıda “kasten öldürme” vakası kayıtlara geçiyor. Bu olayların önemli bir kısmının yakın çevrede, aile içinde ya da tanıdıklar arasında yaşanması, konunun ne kadar hassas ve çok boyutlu olduğunu gösteriyor. Kadınlara ve gençlere yönelik şiddet ise toplum vicdanında derin izler bırakıyor.
Bu rakamlar yalnızca istatistiklerden ibaret değil. Her biri yarım kalan bir hayatı, dağılan bir aileyi ve uzun süreli bir acıyı temsil ediyor.
“İdam Geri Gelsin” Tartışması
Tam da bu noktada, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen bir görüş öne çıkıyor: “İdam geri gelsin.” Bu ifade çoğu zaman yalnızca bir cezalandırma talebi değil, aynı zamanda adalet arayışının ve yaşanan çaresizliğin bir yansıması olarak görülüyor. İnsanlar, ağır suçlar karşısında daha güçlü ve caydırıcı bir karşılık bekliyor.
Ancak hukuk devletlerinde tartışılan temel soru şudur: Cezanın amacı yalnızca cezalandırmak mı, yoksa suçu önlemek ve toplumu korumak mı olmalıdır?
Ağır Ceza mı, Güçlü Toplum mu?
Dünya genelinde yapılan birçok çalışma, yalnızca cezaların ağırlaştırılmasının suç oranlarını tek başına düşürmeye yeterli olmadığını gösteriyor. Eğitim politikaları, sosyal destek mekanizmaları, bağımlılıkla mücadele, aile içi şiddetin erken tespiti ve adalet sistemine duyulan güven gibi unsurlar da en az cezaların ağırlığı kadar önemli görülüyor.
Asıl Soruyu Sormak
Belki de “İdam olsun mu, olmasın mı?” tartışmasından önce şu soruya odaklanmak gerekiyor: Bir insanı suça sürükleyen nedenler nelerdir?
Öfke, umutsuzluk, bağımlılık, cezasızlık algısı ve toplumsal çözülme gibi başlıklar, çoğu zaman suçun arka planında yer alıyor.
“İdam istiyorum” demek, çoğu zaman bir öfke ifadesidir; bir annenin gözyaşı, bir babanın isyanı ve bir toplumun adalet arayışıdır.
Kalıcı çözüm ise yalnızca cezaları artırmakta değil, suçu ortaya çıkaran koşulları azaltacak bir toplumsal yapıyı güçlendirmekte yatıyor.
Adaletin güçlü, eğitimin kapsayıcı, sosyal desteğin yaygın olduğu bir Türkiye’de, belki de bu başlığı atmaya gerek kalmayacak günleri konuşabiliriz.
Selam ve Dua İle…
28 Ocak 2026 Çarşamba



