Ramazan’ın Ruhunu Yeniden Hatırlamak ve Eğitimin Değişen Yüzü
“Ah nerede o eski Ramazanlar…”
Bu cümle, aslında sadece bir nostalji ifadesi değil; bir milletin hafızasından süzülen derin bir özlemdir. Ramazan ayı, bizim kültürümüzde takvim yapraklarından ibaret hiçbir zaman olmadı. O, aileydi; büyüklerimizin dizinin dibinde öğrenilen edep, sabır ve paylaşma duygusuydu. İftar sofralarında sessizce edilen dualar, sahurda uykulu gözlerle içilen bir bardak su bile hayatın kendisine dair dersler barındırırdı.
Çocukluğumuzda Ramazan, doğal bir eğitim alanıydı. Kimse bize “Ramazan şudur” diye uzun uzun anlatmazdı; biz onu yaşayarak öğrenirdik. Büyükler oruç tutarken gösterilen saygı, komşuya götürülen bir tabak yemek, iftar saatini beklerken duyulan heyecan… Bunların her biri bizi biz yapan değerlerdi.
Zamanla bu iklimin kamusal hayattaki karşılığının zayıfladığını gördük. Okullarda Ramazan’a dair bir hazırlık, bir farkındalık yoktu. Buna karşın yılbaşı gibi, toplumun büyük çoğunluğunun kültürel ve manevi dünyasında karşılığı olmayan kutlamalar için haftalar öncesinden etkinlikler düzenleniyordu. Bu durum, birçok insanın zihninde haklı bir sorgulamaya yol açtı: Kendi değerlerimiz neden geri planda kalıyordu?
Hayatın farklı dönemlerinde bu kopukluğu daha net hissettik. Askerlikte, Ramazan ayında ağır eğitimler yapılırken orucun manevi boyutunun çoğu zaman göz ardı edildiğine şahit olduk. Buna rağmen milletin inancı ve geleneği, her şartta kendine bir yol bulmayı bildi. Nitekim yıllar sonra askerdeki yemek duasında yapılan düzenleme bile, bu hassasiyetin kurumsal düzeyde yeniden fark edildiğinin bir göstergesiydi.
Son yıllarda ise özellikle eğitim alanında yaşanan değişimler, bu uzun özlemin yerini yavaş yavaş umut dolu bir sevince bırakmasına neden oldu. Okulların camilerle, manevi atmosferle ve kültürel değerlerle daha görünür bir ilişki kurması; Ramazan ayının başlamasıyla birlikte düzenlenen Ramazan şenlikleri, sadece bir etkinlik değil, bir zihniyet dönüşümünün işaretidir.
Bu noktada Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in adını anmamak haksızlık olur. Sayın Bakan’ın döneminde, eğitimin sadece akademik başarıdan ibaret olmadığı; aynı zamanda ahlaki, kültürel ve manevi bir inşa süreci olduğu yönündeki yaklaşım daha güçlü biçimde hissedilmektedir. Çocukların kendi medeniyet değerleriyle tanışması, Ramazan gibi mübarek zamanların okul ortamında da anlam bulması, toplumun geniş bir kesiminde derin bir karşılık oluşturmuştur.
Ramazan şenlikleri sayesinde çocuklar, bu ayı sadece “büyüklerin oruç tuttuğu bir zaman” olarak değil; paylaşmanın, birlikte olmanın ve sevinmenin ayı olarak tanımaya başladı. Bu, geleceğe yapılan en kıymetli yatırımlardan biridir. Çünkü değerler, kitap sayfalarında değil; yaşanan hatıralarda kalıcı olur.
Aynı şekilde, yılbaşı ya da cadılar bayramı gibi bu toplumun ruhuyla örtüşmeyen kutlamaların eğitim sisteminde dayatılmaması da önemli bir duruştur. Bir millet, başka kültürlere saygı duyarak ama kendi özünü merkeze alarak güçlü kalabilir. Kendi değerlerini yok sayarak evrensel olunmaz; tam tersine, köklerinden kopan her yapı zamanla savrulur.
Bugün Ramazan ayının yeniden hissedildiğini söyleyen insanların gözlerindeki yaş, aslında bir siyasi tercihten çok daha fazlasını anlatıyor. Bu, bir aidiyet duygusunun yeniden filizlenmesidir. Milletin kendi değerleriyle barışması, eğitimden başlayarak toplumsal hayata yansıdığında, geleceğe dair umutlar da güçlenir.
Ramazan bize sadece geçmişi hatırlatmaz; aynı zamanda nasıl bir toplum olmak istediğimizi de sorar. Bu soruya verilen cevap; çocuklarımızın neyi kutladığı, neyi öğrendiği ve hangi değerlerle büyüdüğüyle doğrudan ilgilidir. Bu yüzden atılan her samimi adım, desteklenmeyi ve takdir edilmeyi hak eder.
Selam ve Dua ile…
21 Şubat 2026 Cumartesi



