1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İnsan, Neyle Büyürse Ona Dönüşür.

İnsan, Neyle Büyürse Ona Dönüşür.

featured
0
Paylaş

Kültür ve sanat, insanı yüceltmek içindir. Şiddeti besleyen her içerik, yarınlarımızdan bir parça daha koparmaktadır.

 

İnsan, daha anne karnındayken içine doğacağı dünyayı hissetmeye başlar. Gözlerini açtığı andan yedi yaşına kadar anne babasını taklit eder; on beş yaşına dek okul arkadaşlarının, yirmi bir yaşına kadar ise çevresinde gördüğü rol modellerin etkisiyle şekillenir. Ve bu süreçte ya insanca bir karakter inşa eder ya da vahşice karaktersizleşir. Çünkü insan, iyi örneklerle kazanır; kötü örneklerle kaybederek eksilir.

 

Tertemiz doğan bir çocuktan, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiği yaşa geldiğinde kendisinden de bir “fetih” bekleriz. Bu bazen emekle kazanılmış bir okul, bazen onurla alınmış bir diploma, bazen de helal bir iş hayatıdır. Ancak çocuk, fıtratından kopuk biçimde şekillenmişse; insani, ahlaki ve kültürel değerlerden uzak bir kişiliğe bürünerek kaybeder. Peki böyle biri ne fethedebilir? Bir kalbi kazanabilir mi? İnsanların sevgisine mazhar olabilir mi? Yüz yaşına da gelse bu topluma ne katabilir?

 

Doksanların sonunda başlayan mafya dizileri, iki binli yıllarda zirveye tırmanırken; bu yapımlarla büyüyen bir nesil, anlatılan hikâyeden ders almak yerine mafyanın sert, çirkin ve yoz jargonuna özenmeyi marifet sandı. O iğrenç profili “adamlık” zannetti. Bunun yansımasını önce kendine, sonra ailesine, çevresine ve nihayetinde çocuklarına aktardı. “Adam dediğin böyle olur.” imajı, nesilden nesile milyonlarca gence taşındı. Ve bugün ülkede elini sallasan mafya özentisi bir karaktere çarpar hâle geldik.

 

Takvimler 2026’yı gösteriyor. Sokaklar; kendi kültüründen kopmuş, dizi ve film karakterlerini taklit eden insanlarla dolu. Evde, okulda, sokakta, trafikte, iş yerinde… İzlediği diziden bir repliği hayat tarzı sananlarla karşılaşıyoruz. Bu nasıl bir aşağılık kompleksidir?

 

Oysa bizim kadim geleneğimizde büyüğe saygı, küçüğe sevgi vardı. Birbirine yol vermekte adeta yarışılırdı; çünkü bu bir nezaket meselesiydi. Tanımadığın biriyle göz göze gelince tebessümle selamlaşmak vardı. Bir kadına yan gözle bakmak utanç sayılır, insanlar başını öne eğerek yürürdü. Hatta önünde bir kadın yürüyorsa korkmasın diye yolunu değiştirmek adamlıktı. Bir kimse yanlış yapmış olsa bile, yanında eşi ve çocuğu varsa o hata görmezden gelinirdi. Yazılı olmayan nice ahlak kuralı vardı. Hepsi dizi filmlere kurban edildi. Üstelik RTÜK’ün ve Kültür Bakanlığı’nın gözleri önünde… Ne ciddi bir çözüm üretildi ne de caydırıcı bir yaptırım uygulandı.

 

Bugün sokaklar tekinsiz. Ailece izlenen dizilerden öğrenilen “racon”, sokakta kendinden küçüğe, büyüğe, yaşlıya, kadına karşı en vahşi hâliyle sergileniyor. Okullarda öğretmenler bu gençleri uyaramaz hâle geldi; ya ailelerin ya da öğrencilerin şiddetiyle karşı karşıya kalıyorlar.

 

Hz. Ali’nin (ra) “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” sözü nerede kaldı? Birkaç istisna okul dışında, eğitim sistemi adeta seri üretime geçmiş durumda; halk tabiriyle “keko” mezun ediliyor. Eğitimciler, ebeveynler çaresiz. Yarınlarımız tehlike altında ve kimse elini taşın altına koymuyor.

 

Mattia Ahmet Minguzzi cinayetinin üzerinden bir yıl geçmeden, Atlas Çağlayan cinayetiyle Türkiye’nin yüreğine bir kez daha ateş düştü. Bu olayları yalnızca çete ya da mafya meselesi olarak görmek büyük bir kolaycılıktır. Bunlar; eğitimsizliğin, kültür ve sanat yoksunluğunun ağır faturasıdır. Kim eğitimli birini kandırabilir? Kim bilinçli bir insanı çürümüş ideolojilerin peşinden sürükleyebilir?

 

Oysa alınması gereken tek rol model bellidir: Hz. Muhammed (sav).

 

En sevgili Peygamberimiz, bir Hadis-i Şerif’inde şöyle buyurur: “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mü’min ise insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir.”

 

Bu sözü yalnızca hatırlamak yetmez; içselleştirmeli ve hayatımızın merkezine koymalıyız.

 

Nitekim 23 Ocak 2026 Cuma hutbesinde haykırılan “Her Müslüman’ın diğer Müslüman’a canı, namusu ve malı haramdır; dokunulmazdır.” hadisi şerifi, sadece bir hutbe cümlesi olarak kalmamalı; milli bir düstur hâline gelmelidir. Zaten önceden öyle değil miydi?

 

Yetkililer; silahı, yasaklı maddeyi, saygısızlığı ve ahlaksızlığı normalleştiren tüm dizi ve film projelerinin yayınını durdurmalıdır. Aileyi hedef alan içerikler yasaklanmalı; millî ve yerli, kadim değerlerimizi önceleyen yapımlar desteklenmelidir. Bu işler birkaç kişinin tekeline bırakılmamalıdır.

 

Bir yönetmen ahlaklıysa, ürettiği içerik de ahlaklı olur. Zira insan kendinde olmayanı ne kadar yansıtabilir? Ne kadar samimi olabilir? Elinde viski bardağıyla evliya filmi çeken bir yönetmen, seher vakti teheccüde kalkan bir gönül erini nasıl içselleştirebilir? Ancak kendisi gibi sızıp uyanınca yola çıkan bir karakteri ekranlara yansıtır. Ortaya çıkan karakterin ne bu topraklarda ne de inancımızda bir karşılığı yoktur.

 

Hülasa; neredeyse her şeyimizi yitirdik. Geriye bize ait sayılı değer kaldı: Bayrağımız, ezanımız ve ailemiz… Onlar da her fırsatta sosyal medya trendleri uğruna ayaklar altında çiğnenir oldu.

 

Ve ortada ki bu hakikatleri dile getirenler ya desteklenmiyor ya da susturuluyor. Oysa bu durum, tıpkı Birinci Cihan Harbi’nde olduğu gibi Türkiye’nin etrafını saran aç yırtıcıların işine yarar.

 

Son sözüm şudur: Gelin, ülkece millî bir seferberlik başlatalım. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi… Kadim değerlerimizi, geleceğimizi kurtarmak için.

 

Vesselam.

1
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
İnsan, Neyle Büyürse Ona Dönüşür.
+ -
Giriş Yap

Cadde News ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin